BİRYOLCU | GUY FINLEY | GUY FINLEY e-kitap | SECRET-SIR |
DUANE PACKER-SANAYA ROMAN ve LIGHTBODY
| SANAYA ROMAN VE TEZAHUR | SANAYA ROMAN VE REHBERLİ MEDİTASYONLAR
| YAZILAR | ŞİİRLERİM

BİRYOLCU


camping15.gif

AYLARDAN MAYIS SONU. YILLARDAN 2007 İKEN, BÜYÜK KENTİ ARKAMIZDA BIRAKARAK, 1967 MODEL BİR LANDROVER, BİR KARAVAN YOLA DÜŞTÜK.

HEM İÇİMDE HEM DIŞIMDA BANA YOL GÖSTEREN REHBERLERİME SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMLE.

GÖNLÜ GÜZEL BİR DOST BİZE KUCAK AÇTI VE KAZ DAĞLARININ ETEĞİNDE KONAKLADIK.

KİŞİSEL GELİŞİMDEN, KİŞİSEL DÖNÜŞÜME YÜRÜMEK ÇOK HEYECANLI.

phto0018.jpg

Kişisel gelişimden, kişisel dönüşüme doğru uzanan yolda yürümek çok heyecanlı.

Yıllardır bu konularda okurum, yazarım, hissederim. Şimdi ise başka bir şeyler oluyor içimde. Adı yok gibi yaşadıklarımın. Dibe vurdum, çıktım sayısız defalar. Hep ya dibi çıkarsa ve düşersem içine, geri gelmemek üzere diye korkardım. Tutunmak için bir şeylere, resimler, evraklar, yazılar, defterler, gazeteler, dergiler saklamışım sıkı sıkı.

Bu sefer çıktı dibim. Tüm kitaplar gitti önce, tutunmadan da oluyormuş meğer. Saklanan gazeteler, dergiler, mektuplar, belgeler de gitti. Sanki ben öldüm de arkamdan birileri onların değerinin ne olduğunu anlamadan, yırtarmış gibi yırtıldılar çoğu. Ben yırttım "Ben"i

Sonra hobilerimle ilgili malzemeler, tahtalar, boyalar, mozaikler, dergiler gitti. Kullanabilecek birilerine.

Sıra eşyalarda şimdi. Tarihini bir tek benim bildiğim sandalyeler, sehpalar, dolaplar, kütüphaneler, çarşaflar, yastıklar, örtüler gidecek.

Ben olmazsam, onlara anlam katacak kimse de olmazdı. Ve "Ben" bırakmıştı kendini sonunda dipten aşağı doğru sonsuza açılan boşluğa. Boşluk olunca adı; aşağı da mı - yukarda mı ne fark ediyor ki?

Düşmek değilmiş meğer bu. Bir şeylere tutunmadan da devam ediyor farkındalık. Hem de kelimenin tam anlamı ile bir "vecd" içinde. Hani denize düşünce debelendiğinden boğulur insan, kendini bıraksa su taşır oysa onu. Ama kontrolü yitirmemek adına debelenmeye devam eder aklın esiri olan beden. Ve yitirir yaşamı. Böyle bir şey boşluğa tutunmamak.

Bilgiyi konuşmak dil istiyor, yaşamak ise yürek.

Bu yüreğin gözleri yeni renklere alışırken kamaşıyor şimdilerde.

Resimler netleştiğinde, size bu dünyadan manzaralar anlatmaya çalışacağım. Dil oluğum yeterse, okyanusu akıtmaya.

Keyifle kalın dostlar.



NİYETİME GELİNCE

Eski yollarda yürüye yürüye beynimiz pas tuttu ve işlemeyeni işler sanmaya devam ediyor üstelik. Yeniden ışıldamak istiyorum diyen sevgili ÖZLER...

Sizlere bu yolculuktan muradımı anlatmak istiyorum.

bildiklerimi, yaşadıklarımı, denediklerimi, ve gördüklerimi SİZİNKİLER ile PAYLAŞARAK, birlikte oluşturacağımız bir BÜTÜN halinde YAŞAMI daha İLERİ TAŞIMAYI diliyorum.

Bu siteyi açmamda ki niyet kendi dönüşüm sürecim içimde elde ettiklerimi sizlerle paylaşmak. Ben kim olduğumu hatırlar gibiyim, sizler de bir an evvel hatırlar gibi olsanız, dünya yeniden neşe dolu kahkahaları barındırabilecek, gözyaşları ve telaşlar yerine.

Söze nerden başlamalı bilmiyorum.

Gerçek gücümü, benimi, varlığımı bulabilmek adına Mesneviden başlayan uzun bir yolculuk yaptım. Son noktayı koydum diyemem sonsuz boyutlar içinde hem bir ve hem de bütün olmaya çalışırken. Bir çok tezgaha koydum ipimi dokusunlar diye. Baktım ki böyle olmayacak, kendi ipimi kendim dokumaya karar verdim. Belki de her tezgahtan bir şeyler aşırarak. Bu tezgah size uyabilir ya da uymayabilir, uyan parçaları aşırabilirsiniz. Hiç kızmam. Nasılsa siz de bensiniz.

Yüzlerce yüzü olan pırlanta bir yüzük gibi gelirken dünyaya, bazı yüzleri daha fazla kullanıyor ve sanki sadece o yüzlermişiz gibi bakıyoruz hayata. Tüm diğer yüzlerin potansiyel güçlerini taşıdığımızı unutarak.

Daha tohum olup düşende, bu dünyada aklın yaratmış olduğu düzenin otomatik programı yüklenmeye başlıyor hücrelerimize. Ve tüm doğallığı ile hakim oluyor bize. Otomatik pilot kullanırken aklımızı, bedenimizi, gönül sesimiz perde perde uzaklaşıyor kulaklarımızdan ve duyulmaz oluyor günün birinde.

Ruh, mükemmelliği içinde varlığını sürdürürken, biz ondan bi haber onu mükemmeleştirmeye çalıştığımızı farzederek uyuyoruz, tabir yerindeyse. Hem de aklın yarattığı sistemlerin kullanımı altında koşulsuz sevgi, koşulsuz bağışlama gibi bir koşulsuzluk rüyası da görüyoruz uykumuzun en derin bir yerlerinde. Quantum Psikoloji de fonksiyonel farkındalık diye bir kavramla tanıştım. İçinde olduğunuz boyutun fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirmemizi öğutlerken çok güzel bir örnek vermiş bu çabamızın anlamsızlığını anlatan. Koşulsuz sevgi, ilahi boyutların bir fonksiyonudur. Oralarda yaşanır. Burası dünya boyutu, madde boyutu. Burada koşulsuz sevemezsiniz diyor ve ekliyor; sizler ağzınızla yemek yiyorsunuz, ben şimdi size desem ki, yemeği elinize koyun ve eliniz yutsun ekmeği, suyu. Bu ne kadar mümkünse, bu dünyada koşulsuz sevmek de o kadar mümkündür. Ne kadar haklı bir uyarı hepimize. Dünyaya gelmeyi seçip bir nedenle, dünyadan el etek çekme çabasında olmak ne kadar saçma. Mükemmel bir ruh taşıdığımızı söylüyor tüm öğretiler, hiçbir evrime ihtiyaç duymayan. Bedeni bırakıp gittiğimize göre, neyi evrimleştiriyoruz biz?

Peki beden neye yarıyor o zaman. Aman herkese yarıyor bizden gayrı. Biz ne o mükemmel ruh, ne de bedeniz ama kendini sürekli gözleyen bir farkındalık haliyiz diyerek başlamak lazımdı söze. Şimdi bu farkındalık tüm genişliği ile her yeri sarmışken, bazı noktaları daha derin fark etmek adına, elindeki uzaktan kumandaları kullanıyor. Nereyi görmek, neyi bilmek isterse oradaki kanalı açıp, kapatma becerisine sahip. Bu dünya bedenim işte o kumandalardan biri olsa gerek. Farkındalığım burayı aydınlatmak istediği için buradayım. Basıyor düğmeye ve başlıyor seyretmeye. Ama kumanda bu dünyanın manyetik atmosferi içinde bir türlü uykusundan uyanamıyor, kendini aklın sistemine bırakmış, otomatik pilot ne seyrettirirse onu seyrettiriyor Öz Farkındalığıma. Kapılıp gidiyor o da bu resme. Uyanmak gerek. Kumandaya sahip çıkmak gerek. Potansiyel güçlerimin farkına varmam gerek. Tüm fonksiyonlarımı öğrenmem gerek. Bunun yolu önce uyanmış üstatlara bakmaktan geçiyor galiba.

Kumandayı kendimiz çalıştırmak için önce aklı susturmak gerekiyor. Bu da meditasyonla mümkün.

Peki aklı aştığımızda neler oluyor? Ben ışık beden meditasyonlarının son aşamasında oldukça farklı bir boyuta geçmişim meğer. Geri geldiğimde sonsuz huzur, vecd ve tanımlanamaz bir mutluluk, doygunluk hali içindeydim. Aklım isyan etti birden ve "Ben bildiğim cenneti istiyorum, içinde ağaçları ve ırmakları olan!" deyivermişim. Sonra sonra anladım ki gittiğim yerlerde de nice güzellikler var ama bende onları algılayacak duyular yok. Beş duyumu bile ne kadar sağlıklı kullandığım meçhulken. Ne görecek göz açık, ne de duyacak kulak o frekanstaki titreşimleri yorumlayabilecek. Ama duygusal olarak hepsini tam bir hissetmiş olmalıyım ki günlerce ayağım yere basamadı.

Şimdilerde biliyorum ki o duyularımı açabilirim yeni baştan. Birileri yöntemler geliştirmiş, beynimin iki lobunu bir arada çalıştıracak frekansları dünya kulaklarımdan içeri salabiliyor ve bilinçaltı katmanlarımı uyanık bilinç hali içinde tarayabiliyorum...

Bir başkaları da fizik beden ötesindeki bedenlerimizi bize tanıştıracak, kullandıracak yöntemleri bulmuşlar. Nasıl işlediğini hala anlamadığım, ama çalıştırıldığında kullanıma hazır bedenlerimiz var. Işık bedeni kullanmaya geçince de evrenin sonsuz bütünlüğü içinde dilediğinizce mutlu olabiliyorsunuz. Mekandan, zamandan münezzeh... Ve bu mutluluğu fonksiyonel farkındalığınız içinde fizik boyutta deneyimleyebiliyorsunuz. Evren sizinle bir ve bütün olarak hareket ediyor... Ya da siz evrenle akıyorsunuz...

...EVET KENDİNİZİ, QUANTUM BÜTÜNLÜĞÜN FONKSİYONEL FARKINDALIĞI İÇİNDE, VARLIĞININ TÜM NEŞESİNİ YANSITAN IŞIK BEDENLER OLARAK GÖRMENİZİ İSTİYORUM... HAYIR BİLMENİZİ... HAYIR YAŞAMANIZI İSTİYORUM...

... SURAT ASMAYI VE DIŞ DÜNYAYI SUÇLAMAYI BIRAKIN, KENDİNİZE SAHİP ÇIKIN...

... SİZLER IŞIK VARLIKLARSINIZ...

HİÇ UNUTMAYALIM Kİ!

BİZLER TAŞIYICI FREKANSLARIZ. İÇİNDE OLDUĞUMUZ HER ORTAMIN FARKLI FREKANS DÜZEYLERİNİ BİRLEŞTİRİP, IŞIĞA DÖNDÜRME POTANSİYELİNE SAHİBİZ.
YETER Kİ KUMANDAYI BİZ KULLANALIM...






aylayasa@gmail.com