BİRYOLCU | GUY FINLEY | GUY FINLEY e-kitap | RASHA - ONENESS |SECRET-SIR | ALUNA JOY - MAYA TAKVİMİ |
ÖLÜMSÜZ ÜSTATLARIN ÖĞRETİSİ
|
DUANE PACKER-SANAYA ROMAN ve LIGHTBODY
| SANAYA ROMAN VE TEZAHUR | SANAYA ROMAN VE REHBERLİ MEDİTASYONLAR
| Sesli Kaynaklar | YAZILAR | ŞİİRLERİM | ÜYE OL

SECRET-SIR


rhonda.jpg

SECRET'in yaratıcısı Rhonda Byrne'den mesaj var.

The Secret Scrolls adındaki bülten sayesinde sizlere düzenli olarak Secret ile ilgili kendi iç görülerimi aktarmak istiyorum. Sizinle paylaşmak istediğim çok şey var.
Kalbimden size akan bu paylaşımların en önemlisi, "Seçimlerinizin sahibi sadece sizsiniz."

Bu bültenle size sadece kendi deneyimlerimi aktarıyorum, kendi kalbimi, kendi gerçeğimi. Sizin gerçeğiniz, kendiniz için deneyimlemeyi seçtiklerinizdir.

Secret'ın içindeki en büyük mesaj; "Kendi yaşamınızın yaratıcısı sizsiniz ve yaşamınız konusunda uzman gene sizsiniz!" Secret bunu anlatarak size güç kazandırmak istiyor. Çekim yasasını kullanarak kendi yaşamınızı istekleriniz doğrultusunda yaratacak güce sahipsiniz.

Ben sizin uzmanınız değilim. Sizin içinize girerek sizin gibi düşünemem, hissedemem ve sizin için inanamam. Sizi siz yapan deneyimlere sahip değilim. Başka hiçbir kimse de sizin uzmanınız değildir. Bir başkasının uzman olduğunu düşündüğünüz anda gücünüzü ona vermiş olursunuz. Sizin uzmanınız olan tek kişi sizsiniz.

Bir durum karşısında ne yapacağınızı bilmiyorsanız, hangi yola gideceğinizi bilmiyorsanız, ya da bir şeyi nasıl tezahür ettireceğinizi bilmiyorsanız, Secret'ı kullanın, uzmanına, yani Siz'e sorun!
Bir soruya yanıt aradığınızda, soruyu içinize yönlendirin. Bilin ve inanın ki soruyu sorduğunuzda yanıtını alacaksınız. Yanıtın nasıl geleceğini bilemezsiniz, ama alırsınız ve aldığınız yanıt sizin için en mükemmel olandır. Zira onu kendi içinizden cezb ettiniz, çektiniz. (çekimi harekete geçiren içiniz oldu).

Gelen yanıtın temelinde sizin bilinçli ya da bilinçsiz olarak barındırdığınız her şey yatar. Onun için yanıt eşsizdir! Aldığınız yanıt sizin içindir ve size mükemmel bir şekilde uymuştur. Başkalarından ilham alabilirsiniz ama onlar için işe yarayan bir yanıt sizin için yaramayabilir. Eğer başkasının önerilerini dinlerseniz ve bu size uymazsa, hata sizde değildir. Sade bir şekilde vazgeçin o yoldan. Sizin için işe yaramadığını bilin yeter. Bu sizin için daha iyi bir yanıtın var olduğunu gösterir, yaratıcılığınızı kullanın ve size ait olan yanıtı sorun!

Bilmenizi istediğim bir şey daha var. Neyi seçerseniz seçin, doğrudur! Burada hata yapamazsınız. Seçtiğiniz her ne ise sizin içindir. Hem kendiniz olup, hem nasıl bir hata yapabilirsiniz ki? Siz kendinizin mükemmelliğisiniz. Çünkü bir başkası Siz olamaz. Siz tam Size uygun olanı alırsınız! Kendinizi takdir edin. Siz şu anda tamamiyle, mükemmel bir Siz olmanın başarısını takdir edin.

Yaşamınızda yarattığınız bazı şeyleri değiştirmek isteyebilirsiniz. Bunu yapacak güce sahipsiniz. Yaşamınıza yeni şeyler getirmek isteyebilirsiniz. Bunu yapacak güce sahipsiniz. Kendi varlığınızın rehber ışığı sizsiniz!

Yalnız değilsiniz. İçinizde sonsuz bir yaratıcı güç ve varlık var, size rehberlik ediyor, sizi seviyor ve seçtiğiniz her şeyi size vermek için bekliyor. Olmuş, Olan ve olacak olan her şeyin içine girebilirsiniz. Bunu da içinizdeki yaratıcı güçle yaparsınız.

Sizlere vermek istediğim son armağan ise Mike Dooley'in "Evren'den Notları". Dooley, Secret daki öğretmenlerden biri. Bu notları üçretsiz olarak üyelerine mail ile dağıtıyor. Çok hoş eğlenceli şeyler. Her bir mesaj çekim yasasının kanunlarını dile getiriyor gibi.
Eğer siz de buna üye olmak istiyorsanız (İngilizce) aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.
http://www.tut.com/mmm.shtml

Burada sizlerle paylaşmak istediğim bir Mike Dooley Evren Notu var:

Burası ve orası - bugün ve en çılgın düşleriniz - arasındaki en olası, en kısa mesafe, onu ne kadar karmaşık hale getirmiş olursanız olun, neşeyle geçilendir.
Ama, sadece aceleniz varsa..

Zip, zap, zoom -**
EVREN
(** Bilgisayar ve tv terminolojilerinden üç kelime, zip; büyük dosyaları sıkıştırma, bir nevi paketleme programıdır. Zap, bunu herkes televizyonda kanal kanal dolaşmak olarak biliyor zaten. Zoom ise fotoğrafçılıkta, cep telefonlarımızda da olan bir deyim. Yakınlaştırmak, yakına getirip detay görmek anlamına geliyor. Hayatı zip, zap, zoom yapmak hoş bir slogan haline gelmiş. Ben kullanmaya başladım bile. Kanalı sevmezseniz zaplayabilirsiniz. Bir şeyi beğenirseniz zoomlayarak detaylarını görebilirsiniz. Zipleyerek kaldırabilirsiniz, Eğlenceli)

Sizler de "zip, zap, zoom" layarak düşlediğiniz her şeyi almak isterseniz, bunun tek yolu neşeden, coşkudan geçiyor, içinizdeki mutluluk duygusundan. En kısa yol bu. Sizin coşkunuz - içsel neşeniz - içsel iyi olduğunu bilişiniz - bir şeyi elde etmenin en kısa yoludur. Onun için bunlar Secret filminin sonunda kuma yazdığım en son kelimeler oldu.

Etrafınızda her ne olursa olsun, mutlu olmayı şimdi seçin; böylelikle evrenin sınırsız mutluluğunun üzerinize akması için gereken sihri çözmüş olursunuz. Ve bunu içinizdeki asla yenilemez olan güçle yapmışsınızdır.

Şimdi mutlu olun!
Şimdi iyi olun!
Şimdi neşeli olun!

Bu üç konunun ortak noktası nedir? Bunu yapacak olan tek kişi sizsiniz. Bu duyguları kontrolünde tutan tek kişi sizsiniz. Sizin için iyi olanın nasıl bir duygu olduğunu siz biliyorsunuz. Sizin için neşenin ne olduğunu, mutluluğun ne olduğunu gene siz biliyorsunuz. Çünkü Siz'in uzmanı Siz'siniz.

Oldukça muhteşem, değil misiniz?

Rhonda Byrne
The Secret... dünyaya coşku getirsin.




SECRET FILMINDE SÖYLENMEMİŞLER

resim_024.jpg

Merhaba,

Önce kendi düşündüklerimi yazmakla başlamak istedim.

Evet herkes seçin, odaklanın, çalışın, alın! Demiş. Bunu diyenler en az on yıl çalışmış, kurslara gitmiş, denemiş ve sonunda başarmış. Hepsinin hayat hikayesinde kayıplar var. İflaslar var. Ayrılmış aileler var. Bir tek kaybetmedikleri inanç. Bu yaklaşıma bakıp "Ben sırrı bilmiyorum ya da her yolu denedim gene de onların yaptıklarını yapamadım" diye umutsuzluğa kapılanların sayısı bir hayli olmalı. Sırrı bilmediğim için bu hastalıktan ölecek miyim, bilseydim ölmezdim, bu sırrı ne pahasına olursa olsun elde etmeliyim diye yaklaşanlar yok mu? Bir dolu. Sadece bizim aramızda değil, tüm dünyada.

Ve diyelim ki tuttu yaptığımız ve istediğimiz her şeyi - madde planında - elde ettik. Evimiz, arabamız, sağlığımız, her şey var. Bu paketle beraber gelecek bir duygu daha var. Korku, kaybetme korkusu! Çünkü gelen her şeyi ilüzyon ortamında yaratıyorsunuz. buradaki tatmin duygusunun sonu yok. Bir şey daha, bir şey daha... nereye kadar yaratacaksınız?

Sizde gerçek bir tatmin duygusu yaratacak ne olabilir? Geçici olmayan, kalıcı olan tatmin duygusu nedir? Onu nasıl elde edebiliriz?

İçte olan, her daim bizde olan, bizimle gelen ve gidecek olan hangi duygu olabilir.

Ben bu yasaya;

ÇEKİM DEĞİL, SEÇİM DEĞİL, TESLİMİYET YASASI diyorum.

İçimizde olana inandığımızda, dıştakine teslim olduğumuzda Kutsal Kitabımız bakın Enfâl Suresi 63. ayetinde diyor ki:

Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yani içinizde olanı değiştirip, evrene teslim olacaksınız. O size mutlaka ki murad ettiğinin en hayırlısını getirecektir.


Secret'ın içinde yer alan - mucizeleri gerçekleştiren- insanlar çok önceden beri varlar. Yokluktan kendilerini ısrarla ve yılmadan çalışarak kendi branşlarında önemli yerle taşıdılar. Kullandıkları yöntemleri iş hayatı için geliştirdiler. İnsanların ne istediklerine yoğunlaşarak baktıkları piyasada en yoğun talebin başarıya, zenginliğe giden yolun olduğunu gördüler. NLP de böyle doğdu. Ruhsal sıkıntılarımıza çare bulmak için değil, maddi sıkıntılara çare bulmak için. Daha çok nasıl satılır? Daha çok nasıl tüketilir? Ve derslerinden biri, başarılı olmak için başarılı olan insanlarla konuşun, hayat hikayelerini okuyun ve onları izleyin diyor. Bu dersi uygulayan bir bayan, başarılı bu varlıkların peşine düşüp, projesini anlatıyor ve her biri ile yaklaşık üç buçuk saatlik konuşmalar yapıyor. Bu konuşmaları kırparak, aradan belki de en vurucu olanları seçerek, topluyor ve ortaya secret filmi çıkıyor. Ve bizlerin evlerine kadar ulaşıyor. Filmi olmazsa kitabıyla.

bill_harris.jpg

Secret da yer alanlardan biri olan Bill Haris benim derslerini takip ettiğim, kendisinden NLP öğrendiğim, zihin eşiği cdlerini düzenli dinleyerek, beynimi farklı frekanslara açtığım bir öğretme. Filmde yer alan kişilerin filmde ve kitapta anlatılmayanları derlemiş. Sekiz haftalık bir seri halinde, sekiziyle yaptığı birer saati aşan konuşmaları, ve konuşma metinlerini gönderdi. Ben bunlardan bazılarını seçerek burada sizinle paylaşıyorum. Satır aralarından çıkartılacak çok şeyler olabilir.

james_ray.jpg

JAMES RAY

Soru: Bazıları bu işin içinde para olmasına çok kızıyor. Buna bakışın nedir?

Batıda paran olmadan spritüalite ile ilgilenemezsin, spritüel olamazsın. Araştırma yapacaksın, kurslar alacaksın, seyahat edeceksin. Milyoner ya da bilyoner olmana gerek yok ama eğer kendini geliştirmek istiyorsan bunlara yeterli paran olması lazım.

Yaratılışın herhangi bir yerini lanetliyorsan, Tanrının sana akışını lanetliyorsundur. Her şey bir kaynaktan geliyor. Zamanın başından beri böyle öğretildi. Şimdi bilim de her şeyin tek morfojenik alandan geldiğini söylüyor. Bu alana bir çok ad verebilirsiniz. Bazıları sıfır noktası diyor, bazıları kuantum hologram! Bazı bilim adamları ise Tanrının zihni diyorlar. Sonuçta adı ne olursa olsun, din ve bilim her şeyin kaynağının aynı olduğunu kabul ediyor. Ve enerji bu kaynaktan üçüncü boyuta gelerek form olarak tezahür ediyor, yani son model bir Mercedes ile, kutsal Kabe taşı aynı kaynaktan geliyor. Bunun için, yaratılışın her hangi bir bölümünü lanetlemek, Tanrıyı lanetlemektir diyorum.

Soru: Ama doğuda özellikle Buda öğretisinde, maddi olan şeylerden kurtulunduğunda aydınlanmaya ulaşılacağı anlatılıyor. Onun için maddeyi bırakın deniyor. Bu bana anlamsız geliyor. Çünkü Tanrı bizim zengin olmamızı ister. Zengin olmak, birileri için değerli olan bir şey yarattığınızın göstergesidir.

Evet, adına ne derseniz deyin, kaynak her şekilde sonsuz zenginliğe sahiptir. Eğer yaşamınızda mutsuzluk, parasızlık, huzursuzluk vs varsa, kaynaktan fişiniz çekilmiş demektir. Öz fakir değildir. Öz hasta değildir. Kaynağa fişi takıp, bunun nasıl işlediğini anlayanlar, ne seçerlerse seçsinler, hakkettikleri şeyi alacaklarını bilirler.

(Ben burada fişi takmaktan, o tek kaynağa teslim olmayı anlıyorum.)
Her şey tek kaynaktan geldiğine göre, kaynağa ters düşen hiçbir şey olamaz demektir. O zaman - bir şeyin olması, olmamasından - daha iyidir. Yani zenginliğin olması, olmamasından daha iyidir.

Bilim demişken foton ve DNA ilişkisini anlatıyor. Yüzde yetmişbeşinin uyuduğunu. DNA nın yüzde yirmibeşini kullanabildiğimizi ve bu sarmalı rahat, gevşek tutmamız gerektiğini bunun için de endişeden, stresten uzak bir yaşam lazım.

Kalp anne karnında beyinden önce oluşuyor. Kendine ait bir idrak gücü var. Bedenin dışına yayılabilen bir enerji alanı var. Ve biliyorsunuz ki insanlar en çok kalp krizinden ölüyorlar. Negatif duygularla DNA sıkılışıyor ve daha azı yaşıyor ve ölüyor.

Kalbinizle düşünün demek onun idrak kabiliyeti olduğunu anlatıyor.

DNAnın dünyanın yapıldığı malzeme, ışık , üzerinde direk etkisi var. Kimler SİMYAGER o zaman? DNAsını doğru kullananlar!

Ve ŞÜKÜR DNA yı açıyor.

Soru: İnsanlar iki yaşında dili kullanmaya başladıklarında, evreni oluşturan şeyleri parçalara ayırarak öğrenmeye, kategorize etmeye başlıyorlar. Ayrı olaylar, ayrı şeyler kavramı içinde öğrenme gerçekleşirken, tüm bunların kavramlar olduğunu unutuyoruz. Bir realite haritası yaratıyoruz beynimizde ve o haritaya göre hareket ediyoruz. Gerçekte evren tek bir bütün, tek bir proses ve ayrı şeyler fikri sadece bir ilüzyon.

JR Evet big bange de inansanız, Allah'a da, her şeyin tek kaynaktan, teklikten geldiği aşikar. O zaman her şek aslında tek. O aynı noktayla bağlantılı. Arada mesafe yok. Zaman yok, mekan yok. DNA deneyleri de bunu gösteriyor. Kelebek etkisi diye anlatılan da bu.

DNA nın, evrenin yapı taşı olan fotonlar üstündeki etkisini biliyoruz. DNA yı ise kalbimize ait duygu ve hislerle direk olarak kontrol edebiliyoruz. Ve böylelikle mekansız olan maddeyi de böylece kendimize çekebilir ya da yaşantımızda yer almasını sağlayabiliriz. Yani, tezahür ettirmek istediğim şey ile rezonansına uyumlandığım anda, o nerde olursa olsun, istek Çinde ister Hawaide, DNAmı açarak, ona göndereceğim enerji alanı ile onu kendime alabilirim. Bu da hokus pokus değil.

Soru: Şimdi bunu dinleyip, ya ben aydan aya üç kuruş maaşla geçinen bir insanım, bütün bunları nasıl gerçekleştireceğim. Teorik şeyler bunlar, diyen birine neler söyleyebilirsin?

JR: Önce yaşamınızda ne istediğinize ve yaşamınızda neyi seçtiğinize çok net, berrak, açık bir şekilde niyetlenin. Neyi seçtiğinizi dile getirin. Neyi istediğinizi değil. İstemek suptil alanda sizde olmayanın enerjisini korumaktır. Yani, para istiyorum dediğinizde aslında benim param yok diyorsunuz. E, nolmuş yani. Sadece bir olguyu dile getiriyorsunuz. Ve o olgunun enerjisini yaşatıyorsunuz. Bunun yerine, "Yaratmayı seçtiğim şey zenginliktir" demeniz doğru. Ama insanlara, yaşamınızda neyi yaratmayı seçiyorsunuz, diye sorduğunuzda net bir yanıt alamazsınız. Çoğunlukla size neyi istemediklerini söyleyeceklerdir.

Her neyse, yaşamınızda neyi seçtiğiniz konusunda net bir niyetiniz olsun. Her şeyin mümkün olduğu bu alanda, niyetiniz konusunda büyük düşünecek cesareti taşıyın ve cüretkar olun. Kuantum fizik bize her şeyin tek bir parçacıktan geldiğıni söylüyor. Sadece niyet o tek parçacık için yeterli. Üç boyutlu dünyada quantum fizikten bize ne demeyin, çünkü quantum fiziğin tezahür alanı bu üç boyutlu dünyamız. Onun için önce niyetinizle parçacığı yaratıyorsunuz.

Seçmek, denince; insanlar hep yaşama amaçlarının ne olduğunu bir türlü bulamadıklarını söylüyor. Ben de onlara yaşam amacı bulunmaz, seçilir! Diyorum. Yaşam amacınızı seçin!

Sonra yaşamınızda yaratmayı seçtiğiniz bu niyete odaklanın. İlginizi bu niyet üstünde yoğunlaştırın.

Ama, bu noktada insanlar tekrar korkmaya başlıyor, ya yanlış bir şey seçersem? Ya hata yaparsam, ya beceremezsem. Bir başka deyişle, istemediklerine odaklanıyorlar, ve odaklandıkları tezahür ediyor yani istemedikleri.

İsadan beşyüz yıl evvel yazılmış olan Kızıldeniz parşömenlerinde deniyor ki, "Ademoğulları ve kızlarının üç barınağı vardır: düşünceleri, duyguları ve bedenleri." Bu üçü bir olduğunda dağlara yürü derler ve dağlar yürür. İncil'de İsa, hardal tanesi kadar inancın varsa, dağa yürü dersin ve dağ yürür, diyor.

Evet, önce niyetimizi oluşturduk. Bu düşünce. Buna ben spritüel prototip diyorum. Bunu düşüncede netleştiriyorsunuz. İmgelerinizi yapıyorsunuz. Berrak bir resim haline getiriyorsunuz. Bunlar hep düşünce.

Sonra duygular ve beden geliyor. Bunu biraz açalım. Çünkü duygular ve hisler anlam olarak karışıyor insanlarda. Duygular, harekete geçmiş enerjidir. Duygunun %99'u harekettir. Beden, duyguların harekete enerji sağladığı yerdir. Hisler ise kalp merkezidir. Hisler, düşünce ve duyguların kombinasyonundan oluşur. Hisler bedenin içindedir. Organı vardır: Kalp.

Doğuda alt çakraları filtre eden, üst çakralara geçiş kapısı olan kalp. Doğu öğretilerine bakarsanız, alt çakralar duygu merkezleridir ve bedeni hareket ettiren merkezler bunlardır. Niyete çıktığınızda, hissetmeniz, bir biliş haline geçmeniz lazım. Niyetlendiğiniz şeyin olmuş ve bitmiş olduğunu biliş haline. Bundan emin olma haline. Bu biliş hali sizi eyleme taşır. (amele) Bu biliş, bu vibrasyon, bu enerji nerde hissedilir. Kalpte. Bu biliş haline geçince, dış dünyada ne olursa olsun, biliş halimin tam tersi bir tezahür olsa bile, niyetim gerçekleşmiş bitmiş gibi hareket etmeye başlanır.

Diyelim ki dinleyici bir milyon doları yaratmayı seçiyor. Buna niyetleniyor. Gerçekten bunu bilirse, bugünkü davranışı nasıl olurdu? Bir milyon doları olan bir insan neler yapar? Ama zor olan nokta bu işte. Bedeni, düşünceyi, hissi, bedeni işin içine koymak lazım. O duyguyu tutmak, o bedeni tutmak, ve o bedeni nerde durduğunuza bakarak değil, gitmek istediğiniz noktada duruyor gibi harekete geçirmek gerek. Bilmem anlatabildim mi?

İnsanlar burada kopuyorlar. Kişisel gelişim çalışmalarının çoğunda, düşüncenin gücü öğretilir bilirsiniz. Bence bir direksiyondan başka bir şey değil. Düşünce bir direksiyon sistemi. Tekerlekler ise beden. Motorunuz olmadan harekete geçebilir misiniz? Motor, yani düşünce ve duygularınızın bir kombinasyonu olmadan olmaz. Motor ise sürücüdür. Duygu ve düşüncelerinden oluşan hisleri kalp merkezinde taşıyan sürücü. Bedeni, duygusu ve hislerini bir araya getirerek DNAsını etkileyecek titreşimleri dış dünyaya göndererek, evrenin yapı taşı olan -mekansız- fotonları etkileyerek, seçtiğini kendine çeken sürücü. Gerçek bir tutkuyla duygularını yoğunlaştırabilmek gerek. Ve eyleme geçmek.

Soru Bu noktada insanlar korkuya kapılıyorlar. Herekete geçecek param yok korkusu onların odaklarını olmayana çeviriyor ve kısır döngü başlıyor.

JR: Para ile ilgili örnekler veriyoruz çünkü enerjinin bildiğimiz en somut hali bu. İlişkilerde de aynı şey geçerli. Hepimiz tezahür üstadıyız. Hepimiz odaklanarak seçtiğimiz şeyleri yaşıyoruz. Bu döngüden çıkmak gerçek bir uzmanlık gerektiriyor.
Dünya tehlikeli bir yer, onun tehlikelerinden korunmam lazım diye düşünen birisi, hep tehlikeleri çeker. Odaklandığı nokta tehlikedir çünkü. Ve kendine zarar verir. Travma geçirir. DNAsını kapatır. Fotonların kendisine gelmesini kapatır. Dar alanda kalp, kriz geçirir.

hale.jpg

HALE DWOSKIN

- Bu yöntemlerle uğraşanlar menüyü yemekle o kadar meşguller ki, yemeğe bir türlü geçemiyorlar.

-Tüm duyguları, düşünceleri, sorunları yoldan çekince siz kimsiniz?

-Gerçek basittir, karışık olsaydı herkes anlardı.

- Yaşam kolaylaşınca, insanlar korkmaya başlıyor. Şimdi her şey iyiye gidiyor. Neden? Kötü bir şey mi olmak üzere?

- İnsanlar acılarına çok bağlı. Doğu öğretileri halıyı ayağınızın altından çeker, sorunda yok der, çözümde. Sen de yoksun. Tüm rolleri, kavramları çekince, tutunacak bir şey kalmaz. Zaten tutunmaya da gerek yok çünkü sen, olan her şeysin.

-Alan Watts, doğduğun andan itibaren serbest bir düşüş içinde olduğundan, dışındakilere tutunarak durduğunu sanıyorsun, oysa onlar da seninle beraber düşüyorlar. Yani bunun bir yardımı yok.

Yarattıkları bu persona, suyun üstünde durmaya çalışan bir insanın çırpınması gibi. Çırpınırsa suyun üstünde kalacağını sanıyor. Acı çeken olmasaydı, çırpınan olmasaydı, kim olacaklardı ya da ne bilmiyorlar.

İnsanların çoğu özgürlüğü, bir maddeye bağlamışlar. O olmazsa özgür olabileceklerine inanmıyorlar. Her şey olduklarını bilmiyorlar.

Akışı kontrol etmeye ve hatta bir noktada durdurmaya çalışıyorlar. Bıraktığınız zaman bolluğa kavuşursunuz, kontrol ettiğinizde hep az olduğu korkusu ile tutmaya çalışmak vardır. Yokluk bilinci içinde yokluğa düşmemek için. Ve bu odak noktasından bakınca da sürekli yokluk gelir. Kendinizi iyi hissettiğinizde de, sanki daha iyi duygular yokmuş gibi bu duyguda tutunmak da yanlış. İyi duygular içindeyken de bırakmak lazım.

Sevgi ve nefret birliğin iki uç noktasından başka bir şey değil. İkisi de tek duygu aslında. İkisini de bırakmak lazım. Biri kötü deyip ötekine tutunmak bir şey değiştirmiyor. Birlik duygusu sevgide değil, olana teslim olmadadır.Birisini ye bir şeyi sevmek, onun kendinizin dışında olduğunu kabul etmektir, öyleyse bu nasıl bir birlik?

Akıl sürekli olarak, sizin ayrı bir kişilik olduğunuzu ispatlayacak düşünceleri yaratma peşinde sürekli ayrılık ilüzyonunun realite ilüzyonunu yaratmaktadır. Aklı susturduğunuzda, tüm sesler kesilir, gürültü biter, ve geride sadece gerçek kimliğiniz kalır. Aklın kölesi olanlar, akıllı olduklarını sanırken, aklı sahip kılarlar, aklın üstadı olanlar, ihtiyaç duyduklarında kullanacakları bir akla sahip olduklarını bilirler, aklın sahibidirler.

Sizi yoran dış dünyada olanlar mı, olana gösterdiğiniz direnç mi? Suya düştünüz boğulmamak için suya gösterdiğiniz direnç mi sizi boğar yoksa su mu? Oysa su, suya teslim olduğunuzda çok eğlenceli bile olabilirdi. Siz bir şeye direndiğinizi sanırken aslında dişinizle tırnağınızla, tüm kemiklerinizle duygu ve düşüncelerinizle olan her şeye direniyorsunuzdur. Buna bir ayağınız frende iken arabayı yürütmeye çalışmak diyebiliriz. Böyle anlarda sevdiğimiz şeyleri de yapamaz, göremez, duyamaz duruma geliriz. Dur şimdi deriz hayata, çünkü direnmekle meşgulüzdür.

Bir şeyi anlatmaktan ve anlaşılmak istemekten vazgeçtiğinizde her şey aşikar olur. Olanı görürsünüz. Bütünde olduğunuzu görürsünüz. Anlatmak ve anlaşılmak ayrı olmak inadından başka bir şey değildir.

Çocuk düştüğünde, çevresinde kimse yoksa düştüğünü anlatacak, oyununa devam eder. Birisi varsa ağlar, ilgi görürse , kurban kesilir. Susması için her şey verilir kendisine. Doğal oyun kesilmiş, kendi oyunu başlamıştır. Kurban olma ve kazanma oyunu. Bu oyun sürer gider. Eski hikayeleri kullana kullana, hep eski malzemeleri dönüştüre dönüştüre oynar dururuz ayrılık oyununu. Dur dediğinizde, asıl yaşama geri dönersiniz. Akışa kendinizi bırakırsınız ve dünya size kendiliğinden akar. Baskı altında sınırlı alanda kalmış enerji serbest kalmıştır. Bu nasıl bir özgürlük duygusu bir bilseniz.

Paranın her zaman iki yüzü vardır. Biri ya da diğeri olmak zorunda değilsiniz. İki yüzün birliğindeki enerjiyi fark ettiğinizde özgürlük başlar. Çok iyi olduğunuz bir anda her hangi bir şey sizi dibe vurdurabilir. O iki duyguyu hızlı geçişlerle yaşamaya çalışın. Sonunda bu iki titreşimin birbirinin içinde yok olduğunu, farksızlaştığını görürsünüz Birliğini fark edersiniz. Bende yok diyerek istemeyi bıraktığınızda evrendeki bereketi keşfedersiniz. Evren size akmaktadır.

john_assaraf.jpg

JOHN ASSARAF

- Elde etmek istediğiniz her sonuç için, sadece o sonuca özel düşünme ve davranış kalıpları geliştirmeniz gereklidir. İşiniz bunu bulmak ve ona adapte olmaktır. Esneklik gerekir. Bunda da egomuz yolumuzu keser. İnsanlar bir şey istiyor ama o şey uğruna düşünce ve harketlerini değiştirmeye yanaşmıyorlar. Eskisi gibi düşünecek ve davranacaklar ama yeni sonuçlar alacaklar.

- Düş gücü olanlar yaratıcılar. Bir de yapanlar var.

- Amacı belirledikten sonra yola çıkıyoruz. Yola takılıyor, amacı unutuyoruz. Yol değiştirilebilinir. Ama biz yola sıkı sıkı tutunuyoruz.

- Gökyüzünde her şey yerli yerinde duruyor da, bir sizin mi peşinde olduklarınızın yeri karışık? Bu zeki doğanın kuralları içinde oynamaya başlarsanız, evren size hizmet eder.

- Önce istediğinizin net bir resmini çizin. Netlik en temel ilke. Evrene kendi iradenizi onun iradesi ile birleştirmek istediğiniz net bir talimat verin yani. Talimat hazırlamak bu konuda odaklanmanızı sağlıyor. Odaklanmak beyne talimat vermektir.

Beyninizin kumanda tablosu en karmaşık jet uçağından daha karmaşık. Onu otomatik pilota bağlamışken, şimdi rasgele bir düğmeye basıp, bu uçak niye düşüp yandı diye bakıyorsunuz.
Bunda hayret edecek ne var? Ben hergün bir saat bir şey üzerinde çalışırım. Böylelikle sürekli öğrenirim.
-
- Talimatları verince evren içinden yanıt hemen gelir, ama şuurlu aklın lineer zamanı içinde sizin onu bulmanız, görmeniz veya duymanız zaman alır. Sabırlı olun.

- Soru sormaya gelince, sizler hep bunlar neden başıma geldi diye soruyorsunuz. Evrende size, anlamadın madem bir daha anlatayım diyor. Bununla başa çıkmak için ne yapabilirim, ne yapmalıyım, nasıl bu sorunu aşarım diye düşünmeniz lazım.

- İnsanlar genellikle yaşam amaçlarını bulamadıklarını söylüyorlar, ben de onlara amacın bulunacak bir şey olmadığını, onun kararını verdiklerini, yani onu seçtiklerini söylüyorum.

- Bir sorun daha var, başarı amacınız kendini genellikle bir iş elbisesi içinde gösteriyor ve hemen siz, ama ben çalışmak istemiyorum. Tepeden inse olmaz mı diyorsunuz. Onun için amacı bulmak, üstelik hazır bulmak istiyorsunuz. Böylelikle aslında yapmak istemediğinize odaklanıyorsunuz. Ve başarıya asla ulaşamıyorsunuz. Yapmak istemediğinize odaklanmak zehir gibidir.

- Sürekli olumsuza odaklandıktan sonra bir değişim yapıp yapmak istediğinize odaklanmak biraz zaman alıyor. Değişim zordur. Bazı insanların sistemi böyle kurulmuştur üstelik. Her şeyi tersten görürler. Onları değiştirmek daha zordur. Dualite dünyasında her iki halinde olduğunu bilip, onların hiçbir yönüne duygusal olarak bağlanmadan, sonuca odaklanın.

- işte her şey ters gidiyorsa, evde de ters gider. Bu her şey olumsuz demek değildir. Sadece size uygun değil. Hoşunuza gitmiyor. O kadar. Böyle düşünün.
Negatife odaklandığınızda beyninizde negatif kimyasallar ürüyor. Pozitif bir şeye odaklandığınızda ise, beyinde pozitif kimyasallar üretiriz. Nörobiyoloji alanındaki bu gelişmeleri bile bile kendinize zarar verecek tercihleri mi yaparsınız, yoksa yararlı olanları mı?

- Beyninizdeki otopilot programlarını yenileme vakti geldi. Yeni programlar yükleyin. Evrenle ve diğer insanlarla nasıl ilişki kuracağınıza dair kontrolu elinize alacağınız yeni programlar.

- Başkalarının istediklerini onlara veren insanlar, istediklerini alanlardır.

- Her yıl başı kendi kendimle o yıla ait en çılgın düşlerimi içeren bağlayıcı bir anlaşma yaparım. Bu anlaşmayı imzalayarak, her ne pahasına olursa olsun bu anlaşmaya sadık kalacağıma ve onu gerçekleştirmek için elimden gelen her şeyi yapacağıma yemin ederim.

- Amacınızı seçtiniz, ona odaklandınızmı ona ait bilgi toplayın ama doğru bilgiler. Ve bu bilgiyi destekleyecek doğru eylemlere girişin. Başarı kaçınılmazdır.

- Her sabah egzersiz yaparım. Meditasyon yaparım. O gün yapacaklarımı yazarım. Her gün 6 önemli şey sıralarım. Bir saat çalışırım. Kuantum fizik, şirket kurma, beyin vs konularında. Sağlıklı beslenirim. Takdir ederim. Severim. Eğlenirim. Bana yarayan formül bu.

- Beyinde bilgileri alan ve toplayan bir merkez varmış. Bir de bilinçli olmayan kısmı var. Algılar ve davranışlarla ilgili. Bu kısım bilgi bölümünden ihtiyacı olan bilgiyi alıp, komutu veriyor. Varlığımızın ruhsal tarafı diyelim buna. Bilgi toplayan şuurlu tarafımız sürekli öbür tarafa davranışlarımızı etkileyecek bilgiyi veriyor. Bilgilerin girişi ile çıkışı arasındaki zaman, davranışlarımızın şimdideki kalitesini belirliyor. Şimdiki çocuklar öyle mi? Ben çocuklarıma hiç karışmıyorum. Bilgiyi aldınız, kararı verin ve eyleme geçin. Bilgiyi aldın, kararı ver ve eyleme geç. Hemen. Bizim de bunu yapmamız beyindeki devreleri yeni bilgilerle yükleyerek, hatları değiştirmemiz lazım. Ancak o zaman istediğimiz neticeleri elde ederiz. Şimdi siyah beyaz televizyonda, renkli film seyretmeye çalışıyoruz.

- İnsan bedeninin orkestra lideri, beynin ön lobunda. Beynin %35-40 ını temsil ediyor. Yaşamımızdaki her şeyi idare edecek olan o olmasına rağmen çoğumuzda orkestra şefi uyuyor. Otomatik pilota bağlamış. Onu uyandırmak ve ışıkları yakmak lazım.

- Pazara ihtiyaçlarınızı değil, tohumlarınızı götürün.

- Önce elinizdeki imkanların götürdüğü yere kadar gidin. Ordan daha ileriyi görmeniz mümkün olur. Yeter ki yürümeye başlayın.

- Unutmayın ki bu beden sonunda başlangıcına dönecek yani, hidrojen, oksijen, nitrojen, karbon olacak. Yani her birimiz karbon birimleriz. Bu nedenle her şeyden önce , sevin, sevin, sevin diyorum...