organik yasam

organik yasam


İnsan doğaya teslim olup, onunla akarak, bütünleşmeden bırakın başkalarını kendi ile bile barışıp, bütünleşemez. Asırlardır doğaya hakim olmaya çalışırken, onun kendi sisteminden kopmuş ayrı düşmüş bireylere dönüşmüş, büyük kentlerde ayrı bloklarda, ayrı dairelerde, aynı evin içine ayrı odalarda kendine ait televizyonlar seyreden, ayrı yataklarda yatan, aynı sofraları farklı zamanlarda paylaşan birimler olmuşuz. Şans eseri bir sofraya düştüğümüzde, maskeler takınıp en dış halkadan eleştirmeye başlayarak en sonunda masamızdakini yargılayarak geceyi kavgayla sonlarken, asıl sorunun yalnızlığımız olduğunu görmezden geliyoruz.

Hani geri dönüştürebileceğimiz çöpler var teknolojinin hayatımıza getirdiği. İşte yalnızlığımız da o çöplerin en büyüğü.
Şehirden çıkıp doğal olan alanda nefes aldığımızda, o hiç değişmez sandığımız düşünce ve duygu kalıplarımızın da organik bir değişime uğradığını fark ederiz.

Hormon akışımız değişir horozun ötüşüyle. Minnacık kuzunun gözlerini gözlerinize dikişiyle. Topraktan başını uzatan solucana bile sevgi hissediverirsiniz birden. Sonra saygı duymaya başlarsınız ne de olsa ona hiç kimse para ödemediği halde, toprağı havalandırma zamanının geldiğini fark edip, işinin başına geçtiği için.

Tabiata geri dönmekle, toplumun yapıcı değil de yıkıcı yönlerinin zihinlerimize pompaladığı çöplüğü oluşturan düşünceleri, doğanın geri dönüşüm güçleriyle zihnimizde kompost edip, yaratıcılığımızı coşturup verimli fikirler üretebiliriz.

Zihin bir kere böyle çalışmaya başladığında, psiko-zekamız hem birbirimize hem toprağa verdiğimiz zararları hızla telafi etmeye başlar.

Doğayla birlikte düşünmek bize, doğal olan sistemlerden kopmuş olmamızın yarattığı tüm incinmişliklerimizi, yapıcı ilişkilere dönüştürme becerisi sunar. Bu süreç, bizlere sorumsuz seçimler yapmamızı isteyen çağrılara karşı, bağışıklık kazandırır.

Şuurumuzu genişletmek ve yaşamı bütünüyle sevgi içinde kucaklamak istiyorsak bir an evvel bedenimiz ve ruhumuz üstünde tıpkı bahçemizdeki organik tarıma geçiş gibi bir çalışmaya girişmeliyiz.

Bu da doğaya gitmekle başlar...



Kazdağının dört noktalı orkidesi


kazdagi-orkidesi.jpg

Doğanın rahminden geliriz dünyaya. Ana rahminden farkı ise, dünyaya geldikten sonra da ona bağımlı yaşamamızdır. Ondan beslenir, ondan nefes alır, onun sularıyla yıkanırız. O oluruz aslında.

Oysa ana rahminden kopuş deneyimi, bizi doğadan da koptuğumuz yanılgısına düşürür. Üstelik ona egemen olmaya kalkarız. Ne gaflet.

Dönüşümüz onadır.