ÜRETİM ZAMANI | BESLENME NOTLARI | ÜRÜNLER

ÜRETİM ZAMANI


aylalogo__1_.jpg

İstanbul'dan göç ettiğimizde yolun beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Bir Işık Beden Aktivasyon kolaylaştırıcısı, Reiki uygulayıcısı, kıyısından köşesinden yazar olan bendenizi, yazgım önce bir ünivesite kapısına yönlendirdi. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Teknikeri oluverdim ellisinden sonra. Yetmedi İngiltere'de bir okulda destekledim bilgilerimi ve Aromaterapist, Herbalist de oldum. Ve ana yollara hem yakın hem uzak bir Yörük köyüne konakladı bizim karavan sonunda.

Sonra nedendir bilinmez (mi?) Güney Afrika'ya uzandı yolumuz. Yerlileri ile tanıştık, şamanları ile konuştuk. Hayvan izlerini nasıl yorumlayacağımızı öğrendik. Dağlarında keçi peşinde dolaşan kadınları ile peynir yaptık. Pazarlarında değişik soslar içinde sunulan zeytinlerinden tadarken, zeytinle henüz tanışmadığımızı fark ettik. İki okyanusun birleştiği yerde, yedi dalga suyunda yıkandık. Korku terapisinde kullanmak üzere deniz kabuklarından derledik. Hiç bilmediğimiz otların çaylarını, hindiba kökünün kahvesini içtik. Bizimle aynı boylam üzerinde, ama dünyanın dibindeki bu ülkenin med ceziriyle dönüştü hücrelerimiz ve geldik 2010 sonunda geri, ülkemizde girmek için yeni bir yıla.


Adına MS denilen bir hastalık yapıştı yakama ve savurdu beni önce büyük şehire sonra tekrar kıyı kasabasına.

Kendimi yeniden bulmam biraz daha uzun sürdü.

Ve birgün baktım ki Ayvacık Halk Eğitim Merkezinde Aromatik ve Tıbbi Bitkiler eğitmeni oluvermişim. Küçükkuyu'ya yerleştim. Zeytinin eteğinde yeni bir yaşam başladı benim için.

Hep ürettim. Üretirken kendimi bir şeye zorunlu hissetmeden, benden ürünü talep eden kişinin enerjisiyle bütünleşerek, sonucu ellerimi kullandığım materyalin yön vericiliğine bırakarak ürettim. Her birimizin özel olduğunu, evrende özel bir yer tuttuğumuzu bilerek.

Kendimiz bile bilmiyoruz bazen ne istediğimizi, düşüncelerimiz bile kopyalanmış bir yerlerden. Oysa manyetik alanımız yaydığı titreşimlerle ait olduğu evrenin, doğal paydaşlarına mesaj yayıyor. Auramız yer yer kararak ben hastayım diyor. Bahçemizdeki gül çiçeğe duruyor hemen. Kokla beni dalgaları yayıyor. Burnumuzu uzatıveriyoruz dışarıya ve bir solukta aydınlanıyor ruhumuz! Hiçbir düşünce yok bunun içinde. Ama şifa buluyoruz. Ben de bu dili kullanmaya çalışıyorum üretimlerimde. Seri üretime girmek değil istediğim, özeli üretmek, sizin için üretmek. Ruhu beni bilip de, varlığıma güven duyanlar için.

Neler yok ki derlediklerimde:

Bir başka yerde bulamayacağınız, kullanırken ve hediye ederken özelliğini hissedeceğiniz

- vahşi doğadan, doğru ve ahlaklı (soyunu kurutmadan) bir şekilde toplanarak, size ulaşacak kekik, adaçayı, melisa gibi doğal otlar;

- aile fertlerinizin cilt yapılarına uygun sabunlar

- yapınıza uygun cilt kremleri

- şifalı yağlar (zeytinyağı-bitki özlü; ağrıyan dizleriniz, yara bereler, yanıklar, saç bakım vb gibi dışarıdan sürmek için)

- tentürler (depresyon, ülser vb rahatsızlıklarda destek olmak üzere alkol veya sirkede bekletilerek hazırlanan bitki özleri)
- çeşitli otlarla zenginleştirilmiş ev yapımı elma sirkeleri

- Bir gün kuşburnu, bir başka gün böğürtlen ya da nektarinden yapılma ev reçelleri, pestilleri de çıkabilir paketinizden.

- Ardıç meyvesinin, civan perçeminin, kantaronun şifası gün ışığını taşıyacak bedeninize.

- Zeytin ve zeytinyağı bir başka lezzette olacak...



Tüm bunları bir araya getirmek için öncelikle; akıl, fikir, yürek, dağ, tepe bilmek gerek... Bunlar biz de var.

Sonra; ateş, ocak gerek... tencere, kazan gerek...kap, kapak gerek... mezura, derece, terazi, ölçek gerek... patiska, basma, iğne, ip gerek... kağıt, kalem, etiket gerek... Bunlar almak için gerekli olan da siz de...

Ben de olanlar ile, siz de olanların el değiştirme işine takas; günümüz de ise ticaret deniyor.

Unutmadan son bir söz, ne organik, ne de ekolojik bu ürünler. Öyle bir sertifikaları da yok, doğa anamızın vahşi bahçesinden derlenmiş, bendenizin bilgileri ve enerjisiyle karılmışlar, o kadar. Markasından belli, VAHŞİ BAHÇE...